Archive for the 'Günübirlik' Category

AŞIKLAR

Biz gibi…

Geçen hafta bu filmi gördük Çeçe’yle.

Efektlerden ve sanallıktan uzak; doğada hala keşfetmediğiniz, belki de hiç keşfedemeyeceğiniz güzelliklerin geçidi “Aşıklar”. İnsanoğluna hala doğaya “şaşırabileceğini” hatırlatacak kadar saf. Bazı hayvanların nasıl kur yaptığını görünce gülümseyecek, bazılarına kahkaha atacaksınız. Hiçbir illüstratörün, hiçbir ressamın ulaşamayacağı renklerle karşılaşacaksınız, doğada büyüleneceksiniz…

Film festivalinde biletleri tükenmiş olan ve gidemeyenler için kaçmaz fırsattaki film çok az sayıda sinemada gösterime girdi. Taksim’de sadece Beyoğlu sinemasında…

not1: Uzun zamandır bir filmin afişine bu kadar hayran olmamıştım…Keşke ben yapsaydım bunu dedim. Filmin içeriğini tam anlamıyla yansıtmasa da; adını, konseptini, duygusunu ve rengini bir afiş ancak bu kadar anlatabilirdi.

not2: Kahrolsun ingilizce site yapmayan Fransız zihniyeti! Aynısını 99 Francs‘a da yapmışlardı!

İKİ ÇİVİ BİR EKMEK!

Tüm nalburlarda!Bir tek ben mi bunu böyle anlamıştım derken, geçenlerde aynı dertten muzdarip bir arkadaşa daha rastladım :)

Hadi basılı medyayı geçtim, kelimenin yazılışı problem yaratmayabilir diyerekten. Televizyon reklamında resmen “at ağzına iki çivi” diyor!

Çocuklar televizyon kültürü ve reklamlarla şekilleniyorlar. Nasıl şimdiye kadar reklamdan etkilenip iki çivi çiğnemeye, yutmaya kalkışmadı bir yurdum bebesi büyük şans doğrusu!

Halkın da çocuğun da bir suçu olamaz böyle bir durumda. Bir reklam o kadar da üstünkörü çıkmıyor piyasaya, onlarca yüzlerce revizyon, saatlerce kafa patlatma ve karar aşamasından sonra televizyonda yayına giren bir çalışmanın bunca üretim sürecinde bir adam da çıkıp dememiş midir bunu? Rahatsız olup dile getirmemiş midir bu durumu? Ajans tarafını hadi geçtim, ya marka sahibi? Marka sorumluları? Diyen olduysa cevap ne olmuştur da işleyiş aynen devam edip bu şekilde son bulmuştur onu da merak ediyorum doğrusu!

GOOD-BYE 50×70

Bu seneki STDS brifi için hazırladığım çalışma.

Bu seneki Good50×70 projesi için katılım süresi sona erdi.

Sosyal iletişim kapsamlı projede, 7 ayrı sivil toplum kuruluşunun vermiş olduğu farklı briflerden, vakit darlığı sebebiyle yalnızca birine çalışabilme imkanı bulabildim. O da kısıtlı sürede sonuçlandı ama sonuçtan memnunum :)

İlk defa geçen sene düzenlenen ve sitedeki anlık bilgiye göre bu sene 1000′in üstünde fazladan katılımın olduğu sosyal tasarım projesinde amaç; Unicef, Amnesty, WWF ve Greenpeace‘in de aralarında bulunduğu 7 farklı uluslararası sivil toplum kuruluşunun kendi kapsamlarında vermiş olduğu briflere uygun afişler tasarlamak. Ticari bir niteliği olmayan projenin değişik bir yarışma yapısı bulunuyor. Her brif için 30 çalışma, aralarında grafik tasarım gurumuz Bülent Erkmen‘in de bulunduğu uluslararası bir jüri tarafından seçilecek. Bunların onar tanesi kazananlar olarak açıklanacak fakat bu proje sosyal sorumluluk amaçlı olduğu için ortada bir ödül yok. Bunun yerine tüm dünyada ve Türkiye’de çalışmaların çeşitli sanat ve tasarım ortamlarında sergilenmesi söz konusu. Geçen senenin Türkiye’deki sergilemesi İstanbul Design Week kapsamında gerçekleştirilmişti. Tamamen manevi haz ve uluslararası prestij söz konusu kısacası :) Grafik tasarımın sanatsal yönünü ortaya koyabilmek için uygun bir ortam hazırlanmış olması da çalışmayı keyifli kılan bir başka taraf. Önünüzde “brife uygunluk” dışında hiçbir engel yok, hatta profesyonel olmanız bile gerekmiyor katılım için.

Sanattan bahsettiysem de, benim çalışmam biraz popüler tarzda vuku buldu. Postmodernist bir yaklaşımla, pop-art diyebilir miyiz? Sexually Transmitted Diseases (Seks Yoluyla Bulaşan Hastalıklar) konulu brife uygun olarak muzip birşey yapmayı uygun gördüm. Sosyal iletişimin sürekli sert ve provokatif bir dile hakim olmasına taraf değilim, özellikle eğitimin söz konusu olduğu bir alan olması sebebiyle. Farklı olanı yapmayı istedim açıkçası. Sosyal afişin katı kriterleri arasında kendine yer bulmasının zor olduğunun farkındayım. Açıkçası fotoğraf ve karanlık/karamsar bir atmosferden ziyade böyle bir grafik tarzın daha dikkat çekici olabileceği kanısındayım. Tabii eleme kriterleri arasında ayırt edilebilme/dikkat çekicilik varsa ve jüriyle aynı düşünceyi paylaşıyor olursak ne ala :) Ben biraz daha yaratıcı fikre odaklanmaya çalıştım.

Jüri elemelerinin sonuçları, yani kazanan 270 kişi 15 Mayıs’ta açıklanacakmış. Bekliyoruz :)

KARTPOSTAL

Galata’dan İstanbul evleri (!) kartpostalı.

Kartpostaldaki damgaların tasarımları dışında, işin bütün üretimi bana aittir.
İlgilisine ek not: Fotoğrafı Galata Kulesi’nden çektim.

1453 YAZIM HATASINI BULUNUZ!

İstanbul Fethi Derneği, 1953′te, o yılı kaçırmadan kurulmaya çalışılmış olmalı. Kurucusunun adı da Fethi olabilir mi acaba?

Koskoca Galata Kulesi’nin üstündeki koskoca bilgilendirme tabelasına, İstanbul Fethi Derneği’nin muhtemelen 1953′te yazmış olduğu (!) metni noktasına virgülüne dokunmadan, aynen yayınlıyorum sevgili takipçilerim. Eh, tahminen şanlı tarihimizi bizden başka kimse bilmesin diyerek (ya da başka dilleri de anlamsızlaştırmamak için isabetli bir karar olarak) başka herhangi bir dilde aktarılmamış bu bilgi.

Kutluyorum kendilerini! Kutluyorum şanlı zihniyetimizi!

GALATA KULESİ’Nİ GÖREMEYENLERE

Dibine gidip de Galata Kulesi’ni göremeyenlere amme hizmeti.

AUTOBÜS: Mobil.Barkodlu.İnteraktif.Tarife.Sistemi

AUTOBÜS web sitesi- www.auto-bus.info

Etkileşim tasarımı (interaktivite) üzerine olan yüksek lisans bitirme projemi ve konsept mikro-sitesini takdim etmekten gurur duyarım :)

Proje ayrıntısını buraya yazmıyorum ki ilgili olan gitsin, incelesin, kurcalasın. Tek diyeceğim: Yakın gelecekte çoklukla duyacağımız “mobil barkod teknolojileri”nin kullanılmış olduğudur. Görsel kimlik, genel konsept ve web tasarımı tamamen bana ait. Barkod etiketlerindeki metinler de benim kalemimden. Tanıtım videosu ve müzik de (hazır örneklerden harmanlanarak) kendi üretimim :)

Projenin fikir aşamasında benimle kafa patlatan dostum Taşkın Baltacı’ya, programlama aşamasında yardımcı olan diğer bir dostum Burak Özden’e ve yerleştirme uygulamaları, fotoğraflar ve video çekiminde yardımcı olan canım kardeşim İpek Özyiğit’e desteklerini esirgemedikleri için bir defa daha teşekkürlerimi sunarım.

Ben projemin sitesini bitirmişken tesadüfen aynı zamanlarda Fırat Yıldız da blogunda mobil barkod teknolojilerinden bahsediyordu. Fırat’ın bahsettiği QR Code teknolojisi, Autobüs’ün kullandığı Datamatrix’den daha yeni fakat daha kısıtlı imkanlara sahip bir teknoloji. Autobüs sitesinden konuyla ilgili ayrıntılı görsellere ve kapsamlı bir dokümana ulaşabilirsiniz.

Autobüs’ün bütün fikri ve görsel hakları saklıdır.

http://www.auto-bus.info

WINDOWS XP THEME

Huzura gel.

Hepimiz o fotoğrafı tanıyoruz. Windows kullanmayanlar bile…

Windows’un XP sürümünde varsayılan (default) olarak atanmış masaüstü duvar kağıdından bahsediyorum.Hatırladığım kadarıyla, kampanya görsellerinden ürün ambalajına kadar XP teması (theme) olarak kullanılan; sisteminize cillop XP kurduğunuzda sizi karşılayan fotoğraftan…

Ne büyük tesadüf ki, sadece birkaç gün önce masaüstü bilgisayarıma XP kurarken üzerinde düşünüyordum. Windows gibi dünyaya hakim ürünler/hizmetler üzerine bazen ilginç dedikodular/şehir efsaneleri/söylentiler dolaşır ya…Çok çeşitli kitlelere ve neredeyse dünyadaki bilgisayar kullanıcılarının tamamına hitap eden Microsoft’un, işletim sistemlerinin özellikle görsel kimliği için ciddi AR-GE çalışmaları yaptırdığı söylenir durur. Kulağa mantıksız ya da garip gelmese de güvenilir bir kaynaktan böyle bir bilgiye ulaşamadım henüz. Neyse efendim, söylentiye göre bu XP duvar kağıdındaki çimlerin doygun yeşilliği ve gökyüzünün doygun maviliği; ayrıca özellikle böyle bir kompozisyonun ve manzara resminin seçilmesi ve ilintili bir dolu seçim; uzun psikolojik araştırmalar sonucunda ulaşılmış sonuçlardır. Bu sonuçların bütünü de işte o bildiğimiz, gerçekten insana bir huzur verdiği inkar edilemez fotoğraftır. Benim tahminim en azından bir fokus grup çalışması yapılıyordur şeklinde…Ötesini bilmiyorum.

Fırat Yıldız, harika blogu Elmaaltshift‘te bu görselin bilinmeyenlerini aktarmış.

Meğer ütopik görünen bu görsel, Photoshop’un ya da üç boyutlu modelleme programlarının henüz varolmadığı bir dönemde, 1978′de Amerikalı fotoğrafçı Charles o’Rear tarafından çekilmiş bir fotoğrafmış. Karanlık odada renkleriyle oynanmış mıdır bilemem ama, rötuş havası estiren bu fotoğraf dünya üzerindeki gerçek bir cennet parçasına aitmiş.

Adı Bliss olan bu çalışmadaki mekan Napa Vadisi’ymiş. Çalışmanın sahibi ise National Geographic için 25 yıldan uzun bir süre fotoğrafçılık yapan bir profesyonelmiş.

Hamiş: Microsoft’un tasarımlarıyla ilgili bu kadar laf döndürmüşken, aklıma şu video geldi. Konuyla alakalı olmasa da, bunu da buraya koymazsam birşeyler eksik olacakmış gibi geliyor. Bu satın alınmış duvar kağıdı fotoğrafı dışında pek başarılı bir görsel çalışması olduğunu söyleyemeyeceğim Microsoft’un.

Microsoft’un tasarımcıları iPod ambalajı tasarlayacak olsalardı: